ukraynali_ico

Barış Derneği ve Dünya Barış Konseyi'nin düzenlediği Uluslararası Barış Konferansı için Türkiye'ye gelen Ukraynalı gazeteci Anhar Kochneva, Suriye'de esir düştüğü silahlı çetelerin elinden nasıl kurtulduğunun ve neler yaşadığının film gibi öyküsünü anlattı...

Özlem Başarır (soL): Suriyeli silahlı militanlarca kaçırıldınız ve uzun süre esir tutuldunuz ve herkesi şaşırtan bir şekilde kaçmayı başardınız. Bize bu süreci anlatabilir misiniz?

Anhar Kochneva: Kaçmak için öncelikle hayatta kalabilmek gerekiyordu. Bu gibi durumlarda insanlar korkuyor onların hayatına mal olan yanlışlıklar yapıyorlar. Korku insana yarardan çok zarar veriyor. Kaçırılan birinin çok sakin olması gerek. Kaçırılanların onu bir kurban olarak görmemesi gerekiyor, bu ise kaçırılanın elinde. İnsanların tanımadığı birini öldürmesi çok kolay. Hatta birisi size saldırıyorsa saldırana kendinizi tanıtmanız gerekiyor.

Bu onları gerçekten durduruyor. Beni kaçıranlar defalarca seni keseceğiz, öldüreceğiz dediler. Ama ben onlarla dalga geçtim size inanmıyorum dedim. Nasıl yapacaklarını sordum sonunda, onlar da gülmeye başladılar. Ve diyalogumuz farklı bir düzleme taşındı. Beni çok tuhaf karşıladılar. Devamlı şaka yapıyordum. İlgileri farklı bir yere çektim. Bu diyaloglardan yararlanarak onların güvenini kazandım. Oradayken tutukluluğumu daha bir hale getirmek için dostluk kurmak zorundaydım. Bunu da başardım. Başka türlü hayatta kalamazdım. Beni esir tutanların çoğu genç insanlardı. Benim hayatta kalabilmek gibi bir hedefim vardı. Hiç olmazsa bu şekilde bana fazla dayak atmadılar. Yaşadıklarım kötüydü ama daha kötü olabilirdi.

Neler yaşadınız, ayrıntılı anlatabilir misiniz?
İki kez hortumla dövüldüm. Bunu neden yaptınız, demek ki sen zayıfsın, konuşarak çözemediğin için dövüyorsun dedim. Bir seferinde soğuk bir odaya kapatıldım. Çok kötü davrandıkları oldu. Bir kere de ısıtılmış bir odadaydım, birisi başımın üzerinden devamlı ateş ediyordu. Devamlı dışarı çıkarmaya çalışıyordu (taciz etmek için). Kaçtıktan altı gün sonra 16 Mart'ta öldüğünü gördüm.

Peki, kaçış süreciniz nasıl oldu?
Sonuçta başından beri kaçmak için fırsat kolluyordum. Bu olanağı yaratmak için her şeyi yapıyordum. Yakalansaydım sonu pek iyi olmazdı. Ya öldürürlerdi, öldürmeseler bile ölüme çok yaklaşırdım herhalde. Kaçmayı bir kez denedim ve başardım. Hem plan yapıyordum. Bir gün bulunduğum odada nöbet tutanlardan biri uyuya kaldı. Diğeri bir şey almak için kısa süreliğine dışarı çıktı ancak kapıyı kilitlemeyi unuttu. Ben de bu fırsatı kullandım. Kaçtıktan sonra 9 km yürüdüm. Konuşabileceğim insan aradım. Köylü bir kadın gibi örtündüm, elimde bir süt bidonu taşıyordum. Dolayısıyla kimse beni tanıyamazdı. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama bulunduğum yerde de kalamazdım. Hep yürüdüm, iki saat sonra muhalif olmayan insanlarla karşılaştım. Humus'un bir köyünde gölde bir kayığa bindirdiler beni. Gölün karşı kıyısında beni Suriye ordusuna teslim ettiler.

Şu anda kendi anılarımı anlatacağım bir kitap yazıyorum zaten. Benim serbest kalmam için fidye talep ediyorlardı. Sırf bu haydutlar fidye alamasın diye intiharı bile düşündüm. Hatta bazen intihar etsem ne yaparlar diye hayal ettim. Biraz daha zayıf olsam muhtemelen intihar ederdim. Ama umutla sonuna kadar direndim, teslim olmamanın yararlı olacağını anladım. Kaçma girişiminde başarılı olabilmemdeki en büyük etken muhtemelen kimsenin kaçacağımı düşünmemesiydi.

El Cezire için itiraflarımı yayınlayacaklardı zorla. Arkamda siyah bir bayrak asılıydı. Yanımda tüylü yumuşak ve üzerinde “love” yazan bir oyuncak vardı. Çekim yapmaya geldiklerinde, haydutlar El Cezire muhabirlerinin karşısında bayramda el öpmeye gelmiş çocuklar gibiydi. Orada yaşadıklarımı İngiliz komedyen Mr. Ben görseydi hiç bir şey bundan daha komik olamaz diyerek muhtemelen mesleğini bırakırdı. Bazı geceler saat ikide anılarımı yazıyordum. Bir defasında şöyle yazmışım, “yan odada odun parçaladıklarında uyuyamıyorum.” Bir defasında da “pencereye bir karga kondu ve bana uzun baktı. Karga o kadar uzun süre baktı ki herhalde ilk defa kafeste bir insan görüyor” dedim.

Haydutların paraları yoktu, yiyecekleri zor buluyorlar ve zor koşullarda yaşıyorlardı. Bu yüzden daha büyük haydutların evlerinden hırsızlık yaptıklarını biliyorum.

Gazeteci olarak Suriye’de yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu bir devrim değil. Halka diz çöktüremediler. Bu savaş kirli bir savaş, halka karşı bir savaştır. Eğer dışarıdan silah ve haydut akışı kesilirse yaşananlar da biter. Ancak bu sürerse ne olacağını hayal bile edemiyorum. Mesela Ürdün İsrail'in kendi hava sahasını kullanmasına izin verdi. Yani İsrail bombardımanından medet uman mı devrim yapacak, bir de utanmadan buna devrim diyorlar.

(Rusça'dan çeviri: Semir Aslanyürek)

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/ukraynali-gazeteci-suriyedeki-cetelerin-elinden-nasil-kactigini-anlatti-haberi